İBRAHİM MURAT GÜNDÜZ’ÜN BAKIŞIYLA: 1968’DEN 4 NİSAN’A BİR HATIRA, BİR MİRAS, BİR YAS
Tarihin bazı dönemleri vardır;
milletler ya direnir ya da yok olur.
Türkiye için 1968 yılı, işte bu dönüm noktalarından biriydi.
Sokakları, kampüsleri, şehirleri saran kızıl bir istila vardı.
Komünist ideolojiler sadece fikir düzeyinde değil, silahlı mücadele örgütleri eliyle,
ülkenin damarlarına kadar yayılmıştı.
1968: Kızıl İstilaya Karşı Türk Mukavemeti Başlıyor
1968’den itibaren, Türkiye’de özellikle üniversiteler,
bilim üretilecek yerler olmaktan çıkmış;
Lenin, Mao, Stalin afişleriyle süslenmiş ideolojik kışlalara dönüşmüştü.
Üniversite yurtları cephaneliğe çevrilmiş,
öğrenciler zorla ideolojik kamplara ayrılmıştı.
Marksist ve bölücü örgütler,
“komünist devrim” için şehirlerde gerilla yapısı kuruyor,
okullarda kendilerinden olmayanlara yaşam hakkı tanımıyordu.
Fabrikalar, liseler, köyler…
Her yer korku içindeydi.
Devlet, ya sindirilmişti ya da susturulmuştu.
Türk milletinin evlatları, kendi öz yurdunda fikirlerini savunamaz hâle getirilmişti.
Ama işte tam bu anda, bir ses yükseldi:
Başbuğ Alparslan Türkeş.
Susmadı.
Çekilmedi.
Geri durmadı.
Aksine, milletin öz evlatlarına yön verdi,
önce şu soruyu sordu:
“Komünizm nedir? Ve Türk milleti bu zehirden nasıl korunur?”
Başbuğ’un Seminerlerinden Doğan Işık: Bir Ruh Uyanışı
İlk başta birkaç kişiyle başladı.
Ev toplantılarında, küçük salonlarda, gizli oturumlarda…
Başbuğ, gençlere sadece ideolojik bilgi değil;
bir kimlik, bir karakter, bir ruh verdi.
Seminerlerde anlattığı şey yalnızca komünizm karşıtlığı değildi.
Türk milletinin kendi öz fikri, kendi modeli, kendi rotası vardı.
Ve bu rota, bir fikir doktriniyle netleşti:
DOKUZ IŞIK.
Dokuz Işık, Türk milliyetçiliğini sistematik hâle getiren,
hem ahlaki hem sosyal hem ekonomik hem de fikrî temelleri olan bir pusulaydı.
Ama Başbuğ sadece fikri anlatarak bırakmadı.
O fikir etrafında bir teşkilat inşa etti.
Gençleri yalnız bırakmadı.
Ülkü Ocakları: Bir Mektebin, Bir Töre Ocağının Doğuşu
1968 yılında, Başbuğ Alparslan Türkeş’in yönlendirmesiyle,
o seminerlerden doğan ruhun kurumsallaşması için ilk Ülkü Ocakları kuruldu.
İlk olarak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde
milliyetçi üniversite gençliğini toparlamak amacıyla yapılar kuruldu.
Ancak resmi anlamda ilk Ülkü Ocakları Derneği,
1970 yılında Ankara’da faaliyete geçti.
Kuruluş amacı açıktı:
“Türk gençliğini komünizme, bölücülüğe ve ahlaki çöküntüye karşı eğitmek;
fikren, ahlaken ve ruhen milli değerlere bağlı bireyler yetiştirmek.”
Ülkü Ocakları sadece birer siyasi gençlik kurumu değildi.
Burası birer mektep, birer irade atölyesi, birer Türk ruhu terbiyesiydi.
Burada yetişen gençler:
Ülkücü gençler; vatan için, millet için, bayrak için mücadele etmeyi bir kutsal görev bildi.
Her şehirde, her okulda, her mahallede bir ocak, bir kale inşa edildi.
İşte bu yapı, Türk milletinin 1968-1980 yılları arasında komünist işgale karşı verdiği en güçlü mukavemetti.
Ve O Acı Gün: 4 Nisan 1997
Ama her fani gibi, bu kutlu ömrün de sonu geldi.
4 Nisan 1997 sabahı, Başbuğ Alparslan Türkeş, Hakk’a yürüdü.
O sabah, sadece bir beden toprağa verilmedi.
O sabah, bir çağ sustu.
Bir milletin hafızası, bir neslin yüreği yandı.
Başbuğ’un ardından binlerce genç, milyonlarca Türk evladı dua etti.
Eller semaya kalktı, yürekler yasa boğuldu.
O, sadece bir parti lideri değil;
bir milleti yeniden ayağa kaldıran ruhtu.
İbrahim Murat Gündüz’ün Yüreğinden: Başbuğ’un Ardından
Ben, İbrahim Murat Gündüz olarak,
Başbuğ’un aramızdan ayrıldığı o günün hüznünü bugün bile içimde taşıyorum.
O gün, sadece bir lideri değil;
bir babayı, bir kutup yıldızını,
bir millet sevdalısını kaybettiğimizi hissettim.
Onun öğrettikleriyle büyüyen milyonlarca genç gibi,
ben de onun fikirlerini bir vasiyet değil; bir namus olarak taşıyorum.
Bugün hâlâ her Ülkü Ocaklı genç “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyorsa,
her yerde Dokuz Işık yanmaya devam ediyorsa,
bu, onun bırakıp gittiği kutlu meşalenin sönmediğini gösterir.
Ama o meşaleyi taşımak, sadece bir görev değil;
bir şeref, bir borç, bir ahlaktır.
Son Söz Yerine
Bizim için Başbuğ’un adı sadece geçmişin sayfalarında kalan bir lider değil,
geleceğe uzanan Türk istikametidir.
Ve biz biliyoruz:
Başbuğ’un öğrettiği her fikir, bu milletin ruh köküdür.
O köke sahip çıkmak ise bizim asli görevimizdir.
Çünkü biz biliyoruz ki:
“Başbuğ’un mirası bizim namusumuzdur.”
Ve bu namusa ihanet edenin yolunu, **Türk milletinin vicdan
#ibrahim-murat-gunduz
https://linktr.ee/ibrahimmuratgunduzarchive
https://www.bigunhaber.com/haberleri/ibrahim-murat-gunduz/
Reklam & İşbirliği: [email protected]